17 Nisan 2009 Cuma

Marley ve Ben



Bir köpek almak, karısının çocuk arzusunu bir süreliğine ötelemeye çalışan John’un fikri. Ancak Marley gibi laftan anlamaz, yerinde durmaz bir köpek hayatlarını da değiştiriyor. Marley, bu evliliğin olduğu kadar John’un da bir yansıması aslında. Zaptedilmek istemiyor. Ve bu aile, Marley ile birlikte büyüyor.

John’un hayalini kurduğu ama peşinden gidemediği özgür yaşamı, çok yakın bir arkadaşı yaşıyor. Arkadaşıyla birlikte ideallerinin peşinde gitmek, kariyerinde yükselmek arzusu, çocuk sahibi olunca kendiliğinden geri plana itiliyor. Hayatı sorumluluklar belirliyor. Filmin merkesi John olsa da benzer şeyler karısı Jenny için de geçerli. Başarılı bir kariyerden, çocukları için vazgeçiyor. Ve çocuklarını ne kadar sevse de kaçırdığı şeylerin acısını içinden atması, elindekiyle mutlu olmaya alışması vakit alıyor.

Zamanla olgunlaşıyorlar. Ya da sadece kabulleniyorlar. Yaşamları, her daim güneşli ve hareketli bir tatil beldesi yerine, pastel tonların hakim olduğu büyük kentte sürüyor. Marley ile birlikte onlar da yaşlanıyorlar. John kendini fazla şaşırtamıyor belki artık; bir muhabir gibi de hissetmiyor. Yıllar sonra yolda karşılaştığı arkadaşı hala hareket halinde, hala çapkın ve hala bekarken; John kurulu düzeniyle mutlu olmaya alışıyor.

Şeytan Marka Giyer filminden tanıdığımız yönetmen David Frankel, kimi yersiz şok zoomlar dışında, temiz bir şekilde sunuyor bu öyküyü. Oyunculuklar da aynı ölçüde temiz; filmin üstüne çıkmayacak denli ekonomik. Tabii hepsi standart (belki biraz da karaktersiz) Hollywood kalıpları içinde. Ama mütevazı bir aile öyküsünden popüler sinema çıkartmak isteyen bir yapım için bu gayet normal.



Karşımızdaki Noel dönemi Amerikan filmi, bütün bunları mutlu bir aile tablosuna bağlıyor belki. Güvenebileceğimiz şeyin aile olduğunu söylüyor. Entelektüel anlamda ciddiye alınmak, bazı eleştirmenlerin takdirini toplamak istiyorsanız, yapmanız gereken son şeydir herhalde bu. Ama karşımızdaki bir popüler sinema ürünü; Revolutionary Road değil. Buna rağmen Marley ve Ben, Sam Mendes’in filminin son derece teatral ve ağdalı yollardan söylediği bazı şeyleri, yer yer gayet basit ve sinemasal şekillerde ifade etmeyi bile başarıyor.

O mutlu aile tablosuna, aslında gayet buruk bir şekilde de yaklaşıyor. Filmin senaryosundaki Scott Frank (Minority Report, Out of Sight) ve Dan Roos (The Opposite of Sex, Single White Female) imzası sağlıyor herhalde bu farkı. Şimdi film çok iyi para kazandı diye, bütün bunları yabana mı atalım?

Hiç yorum yok: